Psikoloji Kliniklerinde Sorunlar Neden Tekrar Eder? Süreç Kurmak ile Alışkanlık Geliştirmek Arasındaki Fark

Psikoloji kliniklerinde yaşanan operasyonel sorunların büyük bir kısmı ilk bakışta "çözümlenmiş" gibi görünür. Yeni bir randevu sistemi kurulur, ödeme takibi için bir tablo hazırlanır, danışan kayıtları daha düzenli tutulmaya başlanır. Ancak birkaç ay sonra aynı başlıklar yeniden gündeme gelir: randevu karışıklıkları, unutulan ödemeler, dağınık notlar, artan zihinsel yük.

Bu tekrar eden döngü, çoğu zaman yeterince çaba gösterilmediği için değil; sorunun yanlış yerden ele alınması nedeniyle ortaya çıkar. Klinikler genellikle süreç kurduklarını düşünürken, aslında geçici alışkanlıklar geliştirirler. Bu iki kavram arasındaki fark netleşmeden yapılan her iyileştirme, zamanla eski haline dönmeye eğilimlidir.

Bu yazı, psikoloji kliniklerinde sorunların neden kalıcı olarak çözülmediğini; süreç kurmak ile alışkanlık geliştirmek arasındaki yapısal fark üzerinden ele alır.

Kliniklerde "çözülmüş" görünen sorunlar neden geri gelir?

Bir klinikte belirli bir sorun yaşandığında verilen ilk tepkiler çoğunlukla benzerdir:

  • Daha dikkatli olmak
  • Bir süre daha fazla kontrol etmek
  • Ek notlar almak
  • Yeni bir araç veya dosya eklemek

Bu adımlar kısa vadede rahatlama sağlar. Ancak sorunların geri dönmesi, çözümün yanlış olduğu anlamına gelmez; çözümün kişiye bağlı olduğu anlamına gelir.

Klinik operasyonlarında sık karşılaşılan tekrar döngüsü genellikle şu şekilde işler:

  1. Sorun fark edilir
  2. Kişisel bir düzenleme yapılır
  3. Düzenleme bir süre işler
  4. İş yükü artar veya tempo değişir
  5. Düzenleme sürdürülemez hale gelir
  6. Sorun geri döner

Bu döngü, sistemden bağımsız olarak insan çabasıyla ayakta tutulmaya çalışılan her yapı için geçerlidir.

Süreç kurmak ne demektir?

Bir klinikte süreç, belirli bir işin:

  • kim tarafından,
  • ne zaman,
  • hangi sırayla,
  • hangi araçla

yapılacağını kişiden bağımsız biçimde tanımlar.

Süreçlerin temel özelliği şudur: İnsan yorulduğunda da, yoğunlaştığında da, değiştiğinde de çalışmaya devam ederler.

Örneğin:

  • Randevu talebinin hangi kanaldan gelirse gelsin aynı akıştan geçmesi
  • Seans sonrası notların her zaman aynı yerde ve aynı yapı ile tutulması
  • Ödeme bilgisinin seansla otomatik olarak ilişkilendirilmesi

Bunlar kişisel disipline değil, yapıya dayalıdır.

Alışkanlık geliştirmek neden yeterli değildir?

Alışkanlıklar bireysel davranışlara dayanır. "Her seans sonrası not alacağım" ya da "Ödemeleri gün sonunda kontrol edeceğim" gibi kararlar, iyi niyetlidir ve çoğu zaman kliniklerin ayakta kalmasını sağlar. Ancak bu yaklaşımın üç temel sınırı vardır:

1. Zihinsel yük birikir

Alışkanlıklar hatırlama gerektirir. Hatırlama ise bilişsel enerji tüketir. Klinik yoğunluğu arttıkça bu yük görünmez biçimde büyür. Bireysel psikolog olarak çalışmanın neden zorlaştığını ele aldığımız yazıda bu zihinsel yük birikiminin detaylarını görebilirsiniz.

2. Kişiye bağlıdır

Alışkanlıklar klinik sahibine veya tek bir uzmana bağlıysa, ekip genişlediğinde ya da iş bölümü değiştiğinde sürdürülemez hale gelir.

3. Ölçeklenemez

Bireysel alışkanlıklar, danışan sayısı arttığında aynı oranda genişleyemez. Bu noktada sorunlar "birdenbire" artmış gibi görünür.

Bu nedenle birçok klinik, büyüme aşamasında değil; alışkanlıkların sınırına geldiği noktada zorlanır.

Sorunların tekrar etmesi bir "başarısızlık" göstergesi değildir

Psikoloji kliniklerinde tekrar eden sorunlar çoğu zaman kişisel yetersizlik gibi algılanır. Oysa bu durum, kliniklerin doğasına özgü bir geçiş evresidir.

Özellikle bireysel çalışmadan kliniğe geçişte:

  • Aynı kişi hem terapist, hem yönetici, hem muhasebeci rolünü üstlenir
  • Operasyonel kararlar refleksle alınır
  • Yapı kurmak yerine günü kurtarmaya odaklanılır

Bu aşamada sorunların tekrar etmesi, klinik sahibinin yetersizliğini değil; yapının henüz oluşmadığını gösterir. Günlük iş yükünün nasıl sadeleştirilebileceğini incelediğimiz yazıda bu yapısal sorunların operasyonel boyutunu detaylı ele alıyoruz.

Süreç düşüncesine geçiş ne zaman başlar?

Genellikle şu sinyallerden biriyle:

  • "Artık her şeyi aklımda tutamıyorum" hissi
  • Küçük hataların danışan deneyimini etkilemeye başlaması
  • Gün sonunda zihinsel yorgunluğun artması
  • Aynı konuların ekip içinde tekrar tekrar konuşulması

Bu noktada yapılması gereken şey daha fazla çaba göstermek değil; çabanın yönünü değiştirmektir.

Süreç kurmak, kontrolü bırakmak değildir

Sıklıkla gözden kaçan bir nokta şudur: Süreç kurmak, kontrolü kaybetmek değil; kontrolü kişisel hafızadan yapıya devretmektir.

Bu yaklaşım:

  • Klinik sahibinin zihinsel yükünü azaltır
  • Hataları görünür hale getirir
  • Düzenin kişilere değil sisteme bağlı olmasını sağlar

Bu nedenle süreçler, kliniklerde yalnızca operasyonel değil; psikolojik bir rahatlama da yaratır. Psikoloji kliniği yönetiminin nasıl yapılması gerektiğini ele aldığımız yazıda bu yapısal yaklaşımın temellerini daha geniş bir perspektifle inceliyoruz.

Mevcut sorunlara başka bir gözle bakmak

Bugün kliniklerde yaşanan:

  • randevu karmaşası,
  • ödeme belirsizliği,
  • danışan kayıt düzensizliği

gibi başlıklar, çoğu zaman ayrı ayrı ele alınır. Oysa bunların ortak noktası şudur: Sorunlar tek tek değil, yapı eksikliği nedeniyle ortaya çıkar.

Bu fark netleştiğinde, çözüm arayışı da araçlardan ziyade akışlara ve ilişkilere kayar.

Sonuç: Kalıcı düzen, alışkanlıkla değil yapıyla kurulur

Psikoloji kliniklerinde sürdürülebilir bir düzen, daha disiplinli olmaktan değil; daha az hatırlamak zorunda kalmaktan geçer. Alışkanlıklar geçici rahatlama sağlar, süreçler ise kalıcı denge yaratır.

Sorunların tekrar etmesi, kliniklerin başarısız olduğu anlamına gelmez. Aksine, bu tekrarlar çoğu zaman bir sonraki olgunluk aşamasının habercisidir. Bu aşamada kritik olan, aynı çözümleri daha çok zorlamak değil; çözümün kendisini yeniden tanımlamaktır.